Haberler

Geri

TTB 68. Büyük kongresi yapıldı.

2017-06-11

Söyleyecek Sözümüz, Büyütecek Umudumuz Var!
Demokrasi Olmadan Sağlık Olmaz...


Değerli Basın Emekçileri, Değerli Meslektaşlarımız, 
Antidemokratik uygulamaların her geçen gün arttığı, temel hak ve özgürlüklerin askıya alındığı, ülkemizin Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile yönetildiği Olağanüstü Hali (OHAL)  döneminde, Türk Tabipleri Birliği Genel Kurulu’nu gerçekleştiriyoruz.
İnsana değer vermeyen, hukuk tanımayan, çalışanların kazanılmış haklarını yok sayan, sağlık alanını gericileştiren ve özelleştiren, tüm demokratik tepkileri OHAL gerekçesiyle şiddetle bastıran, çevreyi talan eden bir yönetim anlayışına karşı, referandum sürecinde büyük bir mücadele veren ve başarı kazanan emek ve demokrasi güçlerini, TTB 68. Büyük Kongresi olarak selamlıyoruz.

OHAL’in ilan edilmesinden bu yana, özellikle referandum sürecinde, ülkenin hekimleri olarak  olağanüstü koşullarda olsak da, hekimlik değerlerini ve halkın sağlık hakkını savunmaktan geri adım atmadık. Baskı ve zülüm politikalarına 'Hayır' diyerek, barışın egemen olduğu laik, demokratik ve özgür bir ülke için mücadele ettik. 68. Büyük Kongremizden aldığımız kuvvetle bu onurlu çabamıza devam edeceğimizi bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyoruz.

Değerli Basın Emekçileri ve Değerli Meslektaşlarımız,
OHAL sürecinde, TTB’nin yöneticiliğini yapmış; TTB kurullarındaki çalışmalarıyla hekimlik değerlerine, demokrasi, hak ve özgürlükler mücadelesine yoğun emek ve katkı sunmuş; akademik alanda önemli çalışmalara imza atmış; eşit, parasız, nitelikli sağlık hizmeti ve toplum sağlığı için büyük bir özveriyle çalışan, sağlık hakkı mücadelesini birlikte yürüttüğümüz çok sayıda tabip odası üyesi meslektaşımız, kamu ve üniversitelerdeki görevlerinden ihraç edilmişlerdir.

Adaletsizliklere, baskılara, antidemokratik uygulamalara boyun eğmeyeceğiz ve KHK’larla haksız ve hukuksuz biçimde üniversitelerinden, hastanelerinden, çalıştıkları sağlık kurumlarından uzaklaştırılan arkadaşlarımız görevlerine dönene kadar mücadelemize devam edeceğiz.
Genel Kurulumuz aracılığıyla bir kez daha belirtiyoruz:
Her türlü hak arama talebinin önünü keserek, tarafsız ve bağımsız  bir adalet anlayışından giderek uzaklaşan, evrensel hukuku yok sayan;
ülkenin doğasını, ormanını, denizini, rüzgarını, suyunu, enerji üretimi adı altında ranta açan;  deremizi, ağacımızı, zeytinimizi, denizimizi, doğamızı, ekinimizi, ekmeğimizi piyasa talanına terk eden; tarihsel kültürel miraslarımız  Sur’u, Hasankeyf’i  yıkarak kimliksizleştiren, toplumsal hafızamızı yok etmek isteyen anlayışa teslim olmayacağız.

Dünyanın en çok MR çekilen ülkesinde insanın sağlığı yerine sağlıktan rant elde etmeyi seçen, sağlık ihtiyaçlarının karşılanmasını bir tarafa koyup sağlık hizmetlerini “maliyet etkinlik, verimlilik” gibi terimlerle metalaştıran, daha fazla işlem, daha fazla kazanç anlayışı ile halkın sağlığını hiçe sayan, sağlık hizmetlerinde kışkırtılmış bir talep yaratan, bir işletme mantığıyla kârlılığı öne çıkartan, Sağlık Bakanlığı ve üniversite hastanelerini  iflasa sürükleyen sağlık politikalarıyla mücadelemizi hiç yılmadan sürdüreceğiz.

14 yıldır uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı ile ülkemizde sağlık alanında büyük bir krizin içine girilmiştir. Koruma, tetkik ve tedavi sürecinde, tıbbi gereklilikler ve nitelikli sağlık hizmeti  sunumundan çok, “müşteri memnuniyeti”nin öne çıkartıldığı, performans sistemiyle kârlılığın hedeflendiği, döner sermayeli sağlık işletmeleri olarak yapılandırılan Sağlık Bakanlığı ve üniversite hastaneleri iflasın eşiğine gelmiştir. Genel Sağlık Sigortası (GSS) sistemi işletilemez durumdadır. Prim borcu olan ve GSS sisteminin dışında kalan vatandaşların sayısı her geçen gün artmaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumunun açığı giderek büyümektedir. Kamu-özel ortaklığı modeli ile yapılan şehir hastaneleriyle kamudan özel sektöre büyük miktarlarda kaynak aktarımı sağlanmaktadır. Bu yeni modelde, Sağlık Bakanlığı hizmet alımı ve bina kullanım bedeli adı altında şirketlere 25 yıl kira ödeyecek; yüklü miktarlardaki bu kira ödemeleri şehir hastanelerinin döner sermayeleri tarafından karşılanacaktır. Sağlıkta Dönüşümün ikinci fazı olarak ifade edilen şehir hastaneleri döneminde, hastaneleri işleten şirketlerin hekimler üzerinde, daha uzun çalışma, daha fazla hasta bakma, daha fazla tetkik isteme, “para getirmeyecek” hastaları başka yerlere sevk etme yönündeki talepleriyle karşılaşmak kaçınılmaz görünmektedir.  

Bu gelişmelerin yanı sıra, muhafazakar dayatmacı politikalar sonucu, Sağlık Bakanlığı’nın müdahalesi ile hastanelerde yapılan kürtajlar sınırlandırılarak, kadın hastalıkları ve doğum uzmanları hedef haline getirilmektedir. Doğum kontrolü yapmaya çalışan hekim ve sağlik çalişanlari  adeta cezalandırılmakta, rahim içi araç  (RİA) çıkartmak, takmaktan daha fazla ücretlendirilmekte, yeni aile hekimliği yönetmeliğinde RİA takma ve RİA odası bulundurma zorunlu olmaktan çıkarılmaktadır. Aile planlaması tüm toplumun ulaşabildiği birinci basamak sağlık hizmetlerinin dışına atılmış durumdadır. 

Tüm bu gelişmeler, Sağlıkta Dönüşüm Programının artık sonuna gelindiğini gösteriyor. Eşitlikçi, toplumcu, bilimsel ve laik bir sağlık sisteminin ancak demokrasi ve özgürlüklerin hakim olduğu bir ülkede gerçekleşebileceğinin bilincinde olarak TTB 68. Genel Kurulundan sesleniyoruz:
Halkımızı yoksullaştıran, haklarımızı gasp eden, toplumsal sağlığımızı bozan piyasacı sağlık politikalarına son vermek,
haksız ve hukuksuz biçimde ihraç edilen hekimlerin görevlerine iade edilmeleri; nitelikli tıp eğitimi, iyi hekimlik, hastaya yeterli süre ayırabilme; çalışırken ve emeklilikte insanca ücret ödenmesi; sağlıkta şiddetin sona ermesi için mücadelemize yılmadan devam edeceğiz.
Kadınlar, gençler olarak, özgürce yaşamak, kendi hayatımız üzerinde söz sahibi olabilmek için,
ülkemizde yağmanın, talanın değil adaletin, savaşın değil barışın, baskıların değil özgürlüğün, karanlığın değil aydınlığın, ayrımcılığın değil eşitliğin, yalanın değil hakikatin egemen olması için mücadeleye devam edeceğiz.

Fiziksel, ruhsal, sosyal ve çevresel sağlık açısından onarılmaz sorunlara yol açan çatışma durumları ve savaşlar, toplumsal yaşamda onarılması güç, kalıcı yaralar oluşturuyor. Yaşatmaya ant içmiş bir mesleğin mensupları olarak, yaşamı savunmanın ve toplumsal barışa sahip çıkmanın öncelikli görevlerimizden olduğunu bir an bile olsun aklımızdan çıkarmıyoruz.
Darbelere, OHAL’e ve antidemokratik düzene karşı laik ve demokratik bir ülkede yaşamak için,
sağlık hakkımız, hekimlik değerlerimiz, toplumsal iyilik halinin ülkemizde ancak demokratik bir ortamın oluşması ile mümkün olacağından hareketle toplumsal sağlığımız için mücadelemize devam edeceğiz.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

 

Diğer Fotoğraflar