
Değerli meslektaşlarım,
Her şeyin bir sonu var. Bunu en iyi biz biliriz. Sonluluk belki de değişmeyen tek yasa. Samsun Tabip Odası başkanlık dönemimin sonuna geldim. Başkan olarak bu son mektubum olacak.
Bildiğiniz üzere Mart ayı bizim için çok önemli bir aydır. Tıp bayramının olduğu ay olması ve 2022 yılında hekim olarak maruz kaldığımız yakıcı sorunların kamuoyu ile paylaşılması noktasında çok çalıştık. Bu ay iki gün süreyle sağlık hizmeti vermediğimiz GöREV eylemini ördük hep birlikte. Biz bu zamanın bayram olmasını çok arzuladık. Ne var ki bayrama engel olan sorunlarımız çığ gibi büyüyordu ve farkındalık da oluşturmak zorundaydık sorunlarımıza. Yönetim Kurulu üyelerimizle birlikte bize yetki verdiğiniz günden bu yana hekimlerin dertlerine derman olma uğruna çok çabaladık, çok yorulduk. Şikayetçi değiliz tabi. Samsun Tabip Odası olarak gönlünüzün kapılarını açtıysak ne mutlu bize.
Bizler doğru bir mesleği seçtik. Ama maalesef mesleğimiz yanlışlaştı. Hekimlik mesleğinin geleneksel vaatleriyle, güncel getirileri arasında hızlı bir farklılaşma yaşanıyor. Doktorluk uzun bir dönem boyunca ülkemizin ve dünyanın toplumsal yapısında en değerli meslek oldu. Doktorların sahip olduğu eğitim seviyesi, sosyal değer, itibar ve buna karşılık sahip olduğu gelir seviyesi açısından en çok tercih edilen, üniversite sınavında en üst sırada olan bir meslekti.
Peki Ne oldu? Ne değişti ?
Bazı sosyal semptomlar baş gösterdi. Yılgınlık, tatminsizlik, tükenmişlik, istifa, yurtdışına göç, intihar, sağlıkta şiddet gibi…. Bu durum doktorların beklentilerinin karşılıksız çıktığı sağlıkta ve hekimlikte hızlı dönüşümün bir sonucuydu elbette.
Ülkemizin nüfusu 1950 lerden bu yana istikrarla artarken nitelikli doktor iş gücü hiç de böyle hızlı artmadı. Günümüzde 2022 yılı kayıtlarına göre 180 bin civarında doktor olduğunu biliyoruz. Doktorluk diğer pek çok diplomalı meslek gibi geç ama çok hızlı büyüyen yeni bir kuşağa sahne oluyor. Mevcut doktorların yarısı son 20 yılda , % 20 si de son 10 senede mesleğe katıldı. Dahası bu yıl tıp fakültelerinde okuyan öğrenci sayısı 103 bin. Bu sayıda şu anki mevcut doktorların % 65 ine tekabül ediyor. Bu hızlı belki de pek sağlıklı olmayan hormonal büyümeye rağmen 100 bin kişiye 193 doktor düşüyor. Bu AB ülkelerinde 371, OECD de ise 348. Yani ülkeler arasında ülkemizdeki doktor sayısı halâ oldukça düşük.
Buna karşılık doktor açığı kapanmamışken bir yılda kişi başı doktora müracaat sayısı 9 ile Türkiye en üst sıralarda. Bu da kapasitenin üzerinde asimetrik bir iş yükü demek.
Sağlıkta hızlı dönüşümle kışkırtılmış sağlık talebi körüklenmiştir. Doktoru ve onun emeğini, hizmeti alan halk ile hizmeti kolaylaştıran kamu otoritesi arasında memnuniyet ilişkisinde bir araca dönüştürülmüştür. Ve bu emek temel ücret düşük tutularak performansa göre ücretlendirilmiştir. Doktor artık kamuda süresi 5 dk ya inen muayene şartlarında ve performans sisteminin yapılandırdığı bir maaş karşılığında çalışmak durumundadır. Emekliliğe yansımayan bu ücret bölgeden bölgeye, hastaneden hastaneye, branştan branşa hatta aynı branş içinde yapılan işleme göre değişmektedir. Doktorlar arasındaki ciddi orandaki gelir farklılığı ve adaletsizliği oluşturan bu ücretlendirme sistemi iç barışı ve huzuru bozmuş adeta doktoru köleleştirmiştir. Öyle ki izin aldığında veya hastalığında dahi kesintiye uğraması nedeniyle, çok ihtiyacı olan iznini kullanamaz olmuştur. Hatta hasta hasta çalışmak zorunda bırakılmıştır.
Ayrıca uzmanlık eğitimi alan asistan doktorlarımız iş yükünü büyük oranda sırtlanmaktadır. Uzun çalışma saatleri ve nöbetlerle yıpranmalarına karşın almaları gereken nitelikli iyi eğitimi alamamaktadır. Ağır iş yükü, angarya ve mobbingle ezilen bu kuşak umudunu kaybetmiştir. Çareyi başka ülkelere göç etmekte bulmuşlardır. Son rakamlara göre ocak ayında 196, şubat ayında 157 doktor yurtdışına gitmiştir. Bu rakamlar bu şekilde devam ederse yıl sonunda 2000 genç doktorumuzu kaybedeceğiz gibi görünmektedir.
Kamu hastanelerinde performans sistemi maddi tatmini sınırlandırırken özel sektöre geçerek telafi etme ihtimali düşüktür. Mevcut doktorların % 19 u özeldedir. Bu oran İstanbul için % 30 dur. Özel sektörde güvencesiz, ciro baskı altında çalışan hekimlerin ücretleri pandemi sürecinde daha da düşürülmüştür. Öte yandan özel hastanede çalışan hekimler şirket kurdurmaya zorlanmaktadır. Hastane patronları çalıştırdıkları doktorların sigorta primlerini ödemekten böylece kurtulurken hekimler için izin, istirahat ve daha da önemlisi fiili olarak emeklilik haklarını kaybetmektedirler.
Doktorların ekonomik kazanımların azalmasından daha çok yaralayan ve yıpratan mesleki değersizleştirme ve itibarsızlaştırmadır. Her geçen gün daha da artan sağlıkta şiddete artık tahammül kalmamıştır. Sağlık hizmeti bir tüketim meselesine, hastanın da tüketici kimliği ile müşteriye, sağlık hizmetleri üretenlerin de satıcıya dönüşmesinin sonucudur bu şiddet. Artık hasta değil sağlık hizmeti alan kişi şikayet kanalları elinde, kendine vaat edilen cenneti bulamadığında hızla öfkelenen, sistemsel aksaklıkların sebebini karşısında bulduğu doktor ve sağlık çalışanından olduğunu sanan bir müşteridir. En kısa sürede kesin ve tatmin edici hizmeti alma isteğindedir. Bunu bulamadığında ise çözümü şiddette arama eğilimindedir. Artık her gün, hatta her saat bir şiddet haberi alıyoruz. Hakaret, küfür dışında saldırıya uğruyor, darp ediliyor, yaralanıyor ve öldürülüyoruz. Sabah evimizden çıkarken akşam evimize sağ salim dönebilmenin endişesini yaşıyoruz.
Türk Tabipleri Birliği’nin 81 ilden 6178 hekim ile yaptığı anket sonucuna göre hekimlerin % 45 inin aylık geliri yetmiyor, % 76 sı pandemi ek ödemesi almıyor, %90 ı performansa dayalı ücretlendirmenin adaletsiz olduğunu düşünüyor. % 84 ü sözel ve fiziksel şiddete maruz kaldığını söylüyor. % 68 i yoğun çalışma koşulu nedeniyle hastalarıyla yeterince ilgilenemediğini düşünüyor.
Birinci basamak sağlık hizmetlerinde 5258 sayılı Aile Hekimliği kanununda disiplin süreçlerine ilişkin hiçbir hüküm yokken son çıkarılan Aile Hekimliği Yönetmeliği ile ihtar puanı adı altında demoklesin kılıcı gibi hekimlerin üzerinde baskı oluşturacak kararlar verilmiştir. Yönetmelik mesleki bağımsızlığı ortadan kaldırırken, kişisel haklarımızın ihlali ve tehdit altında çalışmayı beraberinde getirmiştir. Öyle ki artık sözleşmenin yenilenmemesi tehdidi iş garantisini ortadan kaldırmış ayrıca aile hekimliğini tahakküm altına almıştır.
Bunca kara tablodan sonra bayramın kutlanması zor. Ancak hekimliğin mayasında yer alan mücadele ruhu her şeye rağmen yüreğimizdeki umudu harlıyor. Sesimizin duyulacağını ve karşılık bulacağı zamanların yakın olduğuna inanıyorum.
Bu düşüncelerle şunu ifade etmek isterim.
Umut yan yana olduğumuzda vardır. Karanlığa karşı önlüğümüzün beyazına mesleğimize sahip çıkalım.
Dertlerimize örgütlenerek omuz omuza vererek çare arayacağız. Dünyanın her yerinde hak mücadelesinin temel adımı örgütlenmektir. Örgütün içinde demokrasinin ortaya konması, üyelerin örgüte güvenini ve bu güven de örgütün gücünü sağlar. Hekimlerin hak mücadelesi ve bununla başat yurttaşların sağlıklı olma hakkı Samsun Tabip Odasının uğraş alanı. Önümüzde Samsun Tabip Odası genel kurulu var. Meslek örgütünüze sahip çıkmanız en büyük beklentimiz. Tüm meslektaşlarımı bu sürece katkı vermeye davet ediyorum.
Son olarak 2020-2022 dönemi Samsun Tabip Odası Başkanı ve yönetim kurulu olarak siz değerli meslektaşlarımızın gösterdiği teveccüh, ilgi ve destek için her birinize şükranlarımı sunarım…
Dr. N.Funda Furtun
Samsun Tabip Odası Başkanı









