14 Mart Tıp Bayramı Plaket Töreni 2022
Samsun Tabip Odası'nın her yıl 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle düzenlediği meslekte 30, 40 ve 50 . yılını dolduran hekimlere ve en kıdemli üye Şeyh-ül Etibba Plaket Töreni coşkuyla düzenlendi.
Kuşaklar arası iletişimin güçlendirilmesi temasıyla gerçekleştirilen ve katılımın yüksek olduğu plaket töreninde Samsun Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Alper Aktaş'ta meslekte 30. yıl plaketi aldılar. Törende Samsun Tabip Odası Başkanı Dr. Funda Furtun bir konuşma gerçekleştirdi. Konuşmasında ;
"Sayın Valim, Sayın Büyükşehir Belediye Başkanım, Atakum Belediye Başkanım,
Sayın Başsavcım, Emniyet Müdürüm,
Saygıdeğer OMÜ Rektörüm, Samsun Üniversitesi Rektörüm,
Çok kıymetli Tıp Fakültesi Dekanım, Değerli Başhekimler, Sevgili meslektaşlarım,
Tıp Eğitiminin Bilimselliğe geçişinin 196. Senesinde bunu tıp bayramı olarak kutlamamızın 103. Yılında hepinizin 14 Mart Tıp Bayramını kutluyorum. Samsun Tabip Odasının geleneksel Onur Plaket Törenine hoş geldiniz.
Bizler doğru bir mesleği seçtik. Ama maalesef mesleğimiz yanlışlaştı. Hekimlik mesleğinin geleneksel vaatleriyle, güncel getirileri arasında hızlı bir farklılaşma yaşanıyor. Doktorluk uzun bir dönem boyunca ülkemizin ve dünyanın toplumsal yapısında en değerli meslek oldu. Doktorların sahip olduğu eğitim seviyesi, sosyal değer, itibar ve buna karşılık sahip olduğu gelir seviyesi açısından en çok tercih edilen, üniversite sınavında en üst sırada olan bir meslekti.
Peki Ne oldu? Ne değişti ?
Bazı sosyal semptomlar baş gösterdi. Yılgınlık, tatminsizlik, tükenmişlik, istifa, yurtdışına göç, intihar, sağlıkta şiddet gibi… Bu durum doktorların beklentilerinin karşılıksız çıktığı sağlıkta ve hekimlikte hızlı dönüşümün bir sonucuydu elbette.
Ülkemizin nüfusu 1950 lerden bu yana istikrarla artarken nitelikli doktor iş gücü hiç de böyle hızlı artmadı. Günümüzde 2022 yılı kayıtlarına göre 180 bin civarında doktor olduğunu biliyoruz. Doktorluk diğer pek çok diplomalı meslek gibi geç ama çok hızlı büyüyen yeni bir kuşağa sahne oluyor. Mevcut doktorların yarısı son 20 yılda , % 20 si de son 10 senede mesleğe katıldı. Dahası bu yıl tıp fakültelerinde okuyan öğrenci sayısı 103 bin. Bu sayıda şu anki mevcut doktorların % 65 ine tekabül ediyor. Bu hızlı belki de pek sağlıklı olmayan hormonal büyümeye rağmen 100 bin kişiye 193 doktor düşüyor. Bu AB ülkelerinde 371, OECD de ise 348. Yani ülkeler arasında ülkemizdeki doktor sayısı halâ oldukça düşük.
Buna karşılık doktor açığı kapanmamışken bir yılda kişi başı doktora müracaat sayısı 9 ile Türkiye en üst sıralarda. Bu da kapasitenin üzerinde asimetrik bir iş yükü demek.
Sağlıkta hızlı dönüşümle kışkırtılmış sağlık talebi körüklenmiştir. Doktoru ve onun emeğini, hizmeti alan halk ile hizmeti kolaylaştıran kamu otoritesi arasında memnuniyet ilişkisinde bir araca dönüştürülmüştür. Ve bu emek temel ücret düşük tutularak performansa göre ücretlendirilmiştir. Doktor artık kamuda süresi 5 dk ya inen muayene şartlarında ve performans sisteminin yapılandırdığı bir maaş karşılığında çalışmak durumundadır. Emekliliğe yansımayan bu ücret bölgeden bölgeye, hastaneden hastaneye, branştan branşa hatta aynı branş içinde yapılan işleme göre değişmektedir. Doktorlar arasındaki ciddi orandaki gelir farklılığı ve adaletsizliği oluşturan bu ücretlendirme sistemi iç barışı ve huzuru bozmuş adeta doktoru köleleştirmiştir. Öyle ki izin aldığında veya hastalığında dahi kesintiye uğraması nedeniyle, çok ihtiyacı olan iznini kullanamaz olmuştur. Hatta hasta hasta çalışmak zorunda bırakılmıştır.
Ayrıca uzmanlık eğitimi alan asistan doktorlarımız iş yükünü büyük oranda sırtlanmaktadır. Uzun çalışma saatleri ve nöbetlerle yıpranmalarına karşın almaları gereken nitelikli iyi eğitimi alamamaktadır. Ağır iş yükü, angarya ve mobbingle ezilen bu kuşak umudunu kaybetmiştir. Çareyi başka ülkelere göç etmekte bulmuşlardır. Son rakamlara göre ocak ayında 196, şubat ayında 157 doktor yurtdışına gitmiştir. Bu rakamlar bu şekilde devam ederse yıl sonunda 2000 genç doktorumuzu kaybedeceğiz gibi görünmektedir.
Kamu hastanelerinde performans sistemi maddi tatmini sınırlandırırken özel sektöre geçerek telafi etme ihtimali düşüktür. Mevcut doktorların % 19 u özeldedir. Bu oran İstanbul için % 30 dur. Özel sektörde güvencesiz, ciro baskı altında çalışan hekimlerin ücretleri pandemi sürecinde daha da düşürülmüştür. Öte yandan özel hastanede çalışan hekimler şirket kurdurmaya zorlanmaktadır. Hastane patronları çalıştırdıkları doktorların sigorta primlerini ödemekten böylece kurtulurken hekimler için izin, istirahat ve daha da önemlisi fiili olarak emeklilik haklarını kaybetmektedirler.
Doktorların ekonomik kazanımların azalmasından daha çok yaralayan ve yıpratan mesleki değersizleştirme ve itibarsızlaştırmadır. Her geçen gün daha da artan sağlıkta şiddete artık tahammül kalmamıştır. Sağlık hizmeti bir tüketim meselesine, hastanın da tüketici kimliği ile müşteriye, sağlık hizmetleri üretenlerin de satıcıya dönüşmesinin sonucudur bu şiddet. Artık hasta değil sağlık hizmeti alan kişi şikayet kanalları elinde, kendine vaat edilen cenneti bulamadığında hızla öfkelenen, sistemsel aksaklıkların sebebini karşısında bulduğu doktor ve sağlık çalışanından olduğunu sanan bir müşteridir. En kısa sürede kesin ve tatmin edici hizmeti alma isteğindedir. Bunu bulamadığında ise çözümü şiddette arama eğilimindedir. Artık her gün, hatta her saat bir şiddet haberi alıyoruz. Hakaret, küfür dışında saldırıya uğruyor, darp ediliyor, yaralanıyor ve öldürülüyoruz. Sabah evimizden çıkarken akşam evimize sağ salim dönebilmenin endişesini yaşıyoruz.
Türk Tabipleri Birliği’nin 81 ilden 6178 hekim ile yaptığı anket sonucuna göre hekimlerin % 45 inin aylık geliri yetmiyor, % 76 sı pandemi ek ödemesi almıyor, %90 ı performansa dayalı ücretlendirmenin adaletsiz olduğunu düşünüyor. % 84 ü sözel ve fiziksel şiddete maruz kaldığını söylüyor. % 68 i yoğun çalışma koşulu nedeniyle hastalarıyla yeterince ilgilenemediğini düşünüyor.
Birinci basamak sağlık hizmetlerinde 5258 sayılı Aile Hekimliği kanununda disiplin süreçlerine ilişkin hiçbir hüküm yokken son çıkarılan Aile Hekimliği Yönetmeliği ile ihtar puanı adı altında demoklesin kılıcı gibi hekimlerin üzerinde baskı oluşturacak kararlar verilmiştir. Yönetmelik mesleki bağımsızlığı ortadan kaldırırken, kişisel haklarımızın ihlali ve tehdit altında çalışmayı beraberinde getirmiştir. Öyle ki artık sözleşmenin yenilenmemesi tehdidi iş garantisini ortadan kaldırmış ayrıca aile hekimliğini tahakküm altına almıştır.
Bunca kara tablodan sonra 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutladığımız bugün kamuda çalışan ve aile hekimlerimiz görevdeydi. Yarın da olacaklar. Sesimizin duyulacağını ve karşılık bulacağını umut ediyorum.
Bugün sonunda bayramı edeceğimiz gündür.
Bugün genç meslektaşlarımıza gitmeyin umut var deme günüdür.
Bugün emekli hekimlerimize emeğinin karşılığını vermenin günüdür.
Bugün birbirimize güvenmenin, mesleğimizi taşıdığı güçle birlik olma günüdür.
Bugün biz birlikte güçlüyüzü gösterme günüdür.
Umut yan yana olduğumuzda vardır. Karanlığa karşı önlüğümüzün beyazına mesleğimize sahip çıkalım." diye konuştu.
Toplu fotoğraf çekimin ardından tören sona erdi.
Tüm katılımcılara ve meslektaşlarımıza teşekkür ederiz.
