Türkiye’de Hekim Olmak Beyaz Önlüğün Ateşten Gömleğe Dönüştüğü Yer
Değerli Meslektaşlarım, Yol Arkadaşlarım,
Bugün burada, 14 Mart’ın vakur gölgesinde toplanmışken, birbirimize "nasılsın?" diye sormanın ne kadar zorlaştığını biliyorum. Çünkü artık Türkiye’de hekim olmak, sadece bir meslek icrası değil; her gün yeniden göğüslenen bir sabır ve dayanıklılık sınavıdır.
Beyaz önlük, Ateşten gömleğe dönüşmüştür.
Bizler, bilimin ışığında hastamıza şifa dağıtmak için eğitim aldık. Ancak bugün geldiğimiz noktada, modern tıbbın gereklerini değil, sistemin dayattığı hız rekorlarını kırmaya zorlanıyor, "Sayılar Kıskacında” hekimlik mesleğimizi yerine getirmeye çalışıyoruz.
- MHRS ekranında her 5 dakikada bir yanan o isimler, sadece birer randevu değil; hekimin hastasına ayırmak istediği zamandan, hastanın ise hak ettiği dikkat, ilgi ve şefkatten çalınan dakikalardır.
- Türkiye’de hekim başına düşen yıllık muayene sayısı OECD ortalamalarının katbekat üzerindeyken, bizden hem bu devasa yükü taşımamız hem de hatasız olmamız bekleniyor. Bu, sadece fiziksel bir yorgunluk değil, bir tükenmişliktir.
Güvenliğin Olmadığı Yerde Şifa Olur mu? En büyük sancımız ise şiddet. Eskiden hastaneler, toplumun en güvenli, en saygın sığınaklarıydı; küsler hastanede barışırdı. Bugün ise her sabah evden "Acaba bugün başıma bir şey gelir mi?" kaygısıyla çıkıyor, poliklinik kapılarına kilit vuruyoruz. Ne yazıktır ki beyaz önlüğün koruyucu kalkanı, liyakatsizliğin ve cezasızlığın gölgesinde zayıflatıldı. Şifaya adanmış ellerin, o şifayı arayanlar tarafından kırılmaya çalışılması, bu toprakların en büyük vicdan yarasıdır.
Gençlerimizin Gidişi: Bir Hafıza Göçü Daha da acısı, hekimlik ve uzmanlık eğitimi verdiğimiz, pırıl pırıl genç meslektaşlarımızın gözlerindeki o ışıltının sönmesine tanıklık ediyoruz. "Giderlerse gitsinler" denilen o gençler, aslında bu ülkenin geleceğidir. Yetişmiş her bir hekimin yurt dışına gidişi, bu toprakların bilimsel hafızasından bir parçanın kopup gitmesidir. Genç hekimlerimiz sadece daha iyi bir maaş için değil; daha fazla saygı, daha güvenli bir çalışma ortamı, fikirlerini açıkça ifade edebilmek ve insanca bir yaşam için bavul topluyorlar.
Neden Buradayız? Peki, bunca zorluğa rağmen neden hala buradayız? Neden hala Samsun’da, poliklinik odalarımızda, acil servislerde, yoğun bakımlarda her gün, her gece, hafta sonu nöbetlerindeyiz? Çünkü biz, 1919’un o tıbbiyeli ruhunu taşıyoruz. Biz, bir hastanın nefesi kesilmesin diye kendi uykusundan vazgeçenlerin; "önce insan" diyerek her türlü zorluğa direnenlerin devamıyız. Evet, Türkiye’de hekim olmak zor; ama bu zorluk, bizim dayanışmamızın da kaynağıdır.
Hukukun, liyakatin ve düşünce özgürlüğünün olmadığı yerde sağlığın da iyileşemeyeceğini biliyoruz. Hak ettiğimiz -emeklilik de dahil olmak üzere- özlük haklarımızı alıncaya, şiddetsiz bir çalışma ortamına ulaşıncaya ve hekimlik onurunu yeniden hak ettiği o şahikaya taşıyana kadar mücadelemiz sürecek.
Giderlerse gitsinler diyenlere inat; buradaydık, buradayız, burada olacağız, halkımıza sevgiyle ve fedakarca hizmet edeceğiz
BİZİM GİDECEK BAŞKA VATANIMIZ, İYİLEŞTİRECEK BAŞKA HALKIMIZ YOK
Tüm zorluklara rağmen mesleğine sadık kalan, hastasının n elini bırakmayan, bilimin ve insanlık sevgisinin nöbetini tutan tüm meslektaşlarımın Tıp Bayramı kutlu olsun.
